Türkan Saylan’ın vefatı bir kere daha düşünmemize vesile oldu belki:
Birini sevip sevmememize sebep olan ne?
Karakteri mi, duruşu/düşünceleri mi? Zarafeti mi, zekâsı mı? İyiliği mi, siyasi görüşü mü? Şefkati mi, kahramanlığı mı? Kalbi mi,beyni mi?
Hepsi bir paket mi, parçalara ayrılır mı, lokmaların ağırlığı bir mi?
Elimde çok tatlı küçük bir kitap var: Kemalettin Tuğcu’nun ‘Sizin İçin Ne diyorlar?’ adı el kadar eserinin alt başlığı
‘Seviliyor musunuz?’
‘Dişikuş’ Kadın Neşriyatı Serisi No: 2’de yer alan bu kitabı Arif Bolat Kitabevi basmış, 1943’te.
‘Sizin için ne diyorlar?’ bölümünde şöyle anlatıyor Kemalettin Tuğcu:
“Bir yol tutturmuş, kendinize bir kıymet vermiş, şu ve bu meziyetlere sahip olduğunuza inanmış, yaşayıp gidiyorsunuz.
Siz, hakikaten sizin bildiğiniz insan mısınız? Sizin kendinize biçtiğiniz kıymeti, cemiyet size veriyor mu?
Etrafınızı dinleyiniz, başkalarının sizin hakkınızdaki kanaatini, cemiyet içindeki mevkiinizi öğreniniz. Bunu yapmadıkça yeryüzünün yegâne nimeti olan sevgiye, sevilmeğe ulaşamazsınız. Hepsi sizin zannınızdan, sizin vehminizden ibaret kalır. Fazla olarak talihsizliğinize hükmeder, efkârı umumiyeye ehemmiyet vererek onun istediği gibi olmağa çalışmadan ve nihayet ne olduğunuzu anlamadan hayattan ayrılırsınız.
Halbuki kendi üzerinizde ve fikirlerinizde tashihler yaparak, kendi kendinizi düzelterek mesut olmanıza imkân vardır.
Acaba kendi kendinizi beyenmiş, kendinizi lâyık olmadığınız bir mevkie çıkarmış ve bu yüzden gülünç olmuş ta, size savrulan kahkahaları duymadan mı yaşıyorsunuz?
Acaba fazla mütevazı olduğunuz için eziliyor, çiğneniyor ve nahak yere bedbaht mı kalıyorsunuz? (...)
Siz bir kız çocuğu olarak doğdunuz. Anneniz, babanız sizi sevdi, onların hiçbir şeyle giderilemeyecek olan sevgisine sahip oldunuz. Yaşınız ilerledikçe aile efradından gördüğünüz sevgiler, hizmetçilerden gördüğünüz hürmet ve bir genç kız olunca, bazı erkeklerin sizi takip etmeleri veya size gülümsiyerek bakmaları hususi ihtirasları için size iltifat göstermeleri ve sizi methetmeleri, sizi kendi kendinize bir kıymet vermeğe, kendinizde bir hususiyet bulmağa sevketti. Güzelliğinize, zekânıza, ince ruhlu olduğunuza inandınız.
Hususi menfaatlerin, aile sevgisinin, fakir komşularınızın size verdiği mevkie hemen kuruldunuz. Kendinizden de bir şeyler kattınız. Sarsılmaz bir mevki sahibi olduğunuza inandınız.
Bu küçük muhitin tahta çıkardığı siz, cemiyet hayatı içinde ancak elinde bir nüfus kâğıdı olan bir insansınız. İki semt ötesi sizi tanımaz. Sizi tanımıyanların nazarında ahlâkı, meziyetleri, meçhul bir insansınız.
Size yabancı olanlar, size hoş görünmekte bir menfaat bulmıyanlar, efkârı umumiye size ne diyor? Evvela onu dinleyiniz ve kendinizin kim ve ne olduğunu ondan öğreniniz.
Kendi kendini anlamak
hayatta öğrenilmesi lazım esas ilimlerden birisi sayılmalıdır. İnsan buna göre üzerinde bir tashih yapar, fena hareketlerini düzeltir, hiç olmazsa ne olduğunu bilir ve kendisine gelen saadet veya bedbahtlığın saikını bir dereceye kadar anlar.”
Nur Çintay A./Radikal
22 Mayıs 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder